dodicocuk @ hotmail.com

Konuşmak ne güzel…! Kendini ifade edebilmek kelimelerin ahengiyle dans edip, yeni ufuklar açabilmek çevremize bizi dinleyenlere, kulak verenlere…

Sizlere bugün hayalimdeki şehir’i İskenderun’u yazmak istedim. Benim gözümle ve yüreğimle bakmanızı istedim, bu güzel şehre…

İçinizde diyar diyar gezen, gezdiğinde bakan ve gerçekten baktığını gören pek çok göz vardır… Naçizane bende o gözle bakanlardanım dünyaya…

Güzellik nedir? Bakan gözlerimdir? Yoksa sunulan mıdır?  Mekanlar anlatır insanları… İnsanlar yaşadığı, ev, şehir ülke gibidir aslında…

Kafası karışıksa bir ülkenin , bir türlü düzen sağlanamıyorsa , yapılan her yeni davranışta; var olanı bozar ülke, sistemi sürdüremez…Çünkü baştan bir kural koymamıştır o ülke , hep bir bozuk düzende gitmiştir işler !

Kurallardır sistemleri yaratan, sistemlerdir görsel ve algısal güzelliğin ve bütünlüğün kaynağı.

Bazen bu kuralsızlığımızı ve düzensizliğimizi Akdeniz ülkesi olmamıza, bazen politikamıza bazen coğrafyamıza yükleriz. Oda yetmez tüm dünyanın bizi kıskandığını, ülkemizin paha biçilmez olduğu için başka ülkelerin bizden olan beklentileri içindir, bu bahaneler…

Ama bunun tam anlamı ile doğru olmadığını aklı başında pek çok kişi aslında bilir. Gelişen ve sosyo-ekonomik durumu iyi olan, pek çok Avrupa ülkesinde işler yüzyıllardır bir kural ve sistem anlayışı olduğu için düzenli işler… Bunun adı şehircilik planlaması ve politikasıdır. Kapısının önünü hep temiz tutmak, şehrin kanalizasyon yapısı, elektrik, su, itfaiye teşkilatı için sistem hep aynıdır. Kaldırımlar hep yaşar, yollar kırılıp bozulmaz… Bozulup, kırılan yollardan kalkan toz-toprağı çocuklar solumaz. Günler öncesinden haber verilir. Belediyecilik öyle güzel oturmuştur ki, bölgenin ihtiyacını en iyi onlar bilir… Ülkenin başında oturanlar belediyelerin ihtiyaçlarını bilir ve saygı gösterirler, iklim farklılıkları yaşayan şehirlerin bahçe, park ve yollarında kullandıkları malzemeler bölgeye göre uygundur. Nemli ve sıcak yerlerde, metal yerine ahşap park malzemesi vardır. Soğuk bölgelerde yollarda kullanılan taşlar bile kayılıp, düşülmemek için tasarlanır…

Şehrin içinden pek çok kanal ve köprüler geçer, yağmuru çok ve deniz kıyısında olan şehirler için… Çok yağan yağmur ulaşımı engellemesin diye…

İşte sevgili şehrim için benimde hayallerim var. Hem de öyle çok ki , öyle güzel ki .Havası, denizi, dağı ve ovası…

Ama dünyanın en kirli şehri, alt yapımız çok kötü. Hala kanalizasyon sistemimiz yok… Her yağmur yağdığında biriken suların kanalizasyon suyuyla karıştığını biliyorum. Bastığım toprakla bu kirliliği evlerimize taşıdığımızı biliyorum…

Çiçekler açtığında tıpkı cennet gibi oysa şehrim; güneşin batışı için gelmeli tüm dünya benim şehrime.

Yaylası öyle güzel ki, buz badem ve cevizini yemeli tüm misafirlerimiz.

Ama zorlu çıkışı umudumuzu kırıyor. Yaylaya çıkarken olsaydı bir teleferik uçursaydı bizi en tepeye hem de kısacık bir zamanda, çıktığımda karşılasaydı beni keyifle kahvemi içmek için kafeler ve manzaranın tadını çıkarsaydım, her yudumundan.

Sonra yürürken şehrimin sokaklarında, rengiyle yormasaydı beni binalar, benzer renkler ve çatılar olsaydı, sahilinde yürürken bizler ve hayvan dostlarımız ayaklarımıza batmasaydı kırık bira şişeleri ve çöpler…

Sonra her başımı çevirdiğim balkondan bahçeden çiçekler selamlasaydı beni… Yoldaki reklam afişleri olmasaydı, bu rüzgarlı şehrimde… Gelişmiş teknolojiyle yayınlasalardı reklamlarını.

Sonra şehrimin hikayesini anlatan heykeller olsun kavşaklarda. Yarık Kaya’nın hikayesini anlatan güzel bir kız , kara yağız delikanlının masalını anlatsaydım o heykellere bakarak; sonra dünyanın ilgisini çekseydi bu rüzgarı dağı, denizi, güneşi, güzel olan şehrim..!

Ben onlar geldiğinde keyifle, güzel mutfağımla  ağırlasaydım ve sonra mutluluk ve zihnindeki güzel resimle uğurlasaydım onları, ikram ettiğim acı kahvemle..

Ne dersiniz dostlar güzel olmaz mıydı bu küçük ayrıntılarla benim şehrim...

                    

Hayal kurmak güzeldir,

Hayallerimizin hep gerçek olması dileğiyle…