dodicocuk @ hotmail.com

Merhaba! Sevgili Dostlar; İsmi bile içinizde hüzün yaratan ölümden söz etsek bugün!

Çok sevdiğimiz hocalarımız ve yaşamda yol almış büyüklerimiz bizlere yaşamın ne olduğunu anlatırken çok güzel bir tanımlama yapmışlardı.

‘Yaşam bir oyundur… Doğum ve ölümün arasında geçen’ .Ve tek gerçeğimiz doğmak ve doğduğumuza göre bir sonun olduğunu da bilerek yaşıyor oluşumuzdur… Yaşıyoruz ama bunu hissetmeden. Geldiği zamana kadar sanki bitmeyecekmiş gibi gelen bir oyun!  

Ölüm, yokluk, bitiş, sonsuz ayrılık ve dönülmez yol… Biz insanlar; Ölümlerle biraz kendimize gelip, kısa bir uyanış halinden sonra tekrar içimize dönüp unutuyoruz onu… Ne güzel insanları kaybettik, kayıplarımız sadece onların varlıkları değil bizlere ifade ettikleriydi aslında, Ayşen Gurudağ ölünce hep birlikte ailemizin kaprisli tatlı kaçığını kaybettik, kaybettiğimiz neşemizdi, umuttu ve geri getirilemez sevgiydi…

26 yıl oldu Uğur Mumcu’yu kaybedeli; yine aynı hüzünle ve ciddiyetle canımız yandı bu güzel adamı kaybedişimize. Kelimelerin efendileri, icatlar yapanlar, sistemler yaratanlar tek tek oyundan çekilmeye başlandı…

Bir bilen yok… İnançlarımız bizim öbür dünyada tekrar dirileceğimize dair… Gerçek olan yaşam orası!

Bizim üstlendiğimiz roller ise; suya yazılan yazılar gibi silinip hızla gidiyor. Acımasız zaman her güzel insanı unutturuyor bize! Bir müzik bir gülüş bir resim hatırlatıyor yıllar sonra… Buruk bir gülümseme ile bakıyoruz zamana.

Kelimeleri yazarken bile anlattığım konu yazmama engel oluyor. ‘ÖLÜM’ kelimesi öyle güçlü ki; sanki yazdıklarımı tutuyor bir güçle! Sevdiğim değer verdiğim, inandığım ve beni tamamlayan her şeyin hayatımdan çekip gitmesi de bir çeşit ölümdür bana.

Neredeyse yedi yıldır balkonumu süsleyen orkidelerin toplu olarak yaprak döküşü ve renklerin soluşu ciddi bir ölümdür. Onlar olmadan balkonun köşesi boş ve anlamsız oldu. Evet yerini menekşeler aldı ama onlar gibi olmadı hiçbir zaman.

Sonra çok sevdiklerimden ayrı düştük. Yerine birilerini koymak istedik, hislerim hiç onlara duyduğumuz özlem ve sevgi gibi değildi. Yine yaşadık ölümü! Umut, yaşam, mutluluk, sağlık, barış ve huzur! Aslında yaşadığımız oyunun kuralları! Biz bunları; savaş, düşmanlık, kin, öfke, hırs ve bencillikle bozduk! Her şey basit olduğu zamanlarda güzeldi… O yüzden, Ayşen Gurudağ ölünce kimimiz acıdı, bizim en sade en gerçek günlerimiz gitti. Oyunun kuralları o zaman, barış, umut, mutluluk, paylaşmaydı zamanın oyunlarıydı kaybettiklerimiz. İçimizi sıcacık yapan onların sadeliği ve bizden oluşlarıydı. Bir yaprak gibi düşerken onlar , biz kuralları bozulmuş oyunda yalnız kaldık! Bu ölümler bizleri kimsesiz ve savunmasız bıraktı…

Biz geride kalanlar ilk kurallarla oynamayı bilmiyoruz bu oyunu! Birileri tekrar bize öğretmeli ya da artık biz çocuklarımıza öğretmeliyiz… Doğru kuralları!

Hayatı yaşamak için; düşmanlık yerine dostluk, öfke yerine sevinç koymanın bir yolu var… Hayatımızı sadeleştirip çok üretip, az tüketerek her anlamda yapıcı olup kusur aramadan sorunları birlikte çözmeliyiz. Bize çok güzel bir sahneden oyunun kuralları bozulduğunda, her şeyin karardığını anlatan binlerce olay yaşadık… Tecrübe ettik! Birbirimizi siyaset, politika, ticaret her konuda yemek yerine uzlaşsak… Her şeye sahip olmayı değil de sadece ihtiyacımız kadarına sahip olsak mesela; tıpkı eski filmlerdeki gibi olsa tekrar hayatımız… Acılar için herkesin içi yansa, Hep birlikte gülümsesek sakarlıklarımıza! Biraz surat asıp tekrar sarılsak birbirimize… En fazla küsüp birbirimize; bizi dostlar bir araya getirince sımsıkı sarılsak birbirimize! Kendimiz olsak birbirimizle yarışmada, yine oturup konuşsak birbirimizle, o zaman bu kadim ve değerli insanların tek tek ayrılışı üzse de bizi birbirimizi teselli edenler olsak mesela!

Benim gibi hayalci ve umutlara dalan birinin sözleri hep aynı yerde bağlanır. Zaman geçmeden çok kaybetmeden daha çok acılar çekmeden… Tekrar özümüze dönelim ve BİZ NERDE YANLIŞ YAPTIK diyelim…

        Sevgiyle Kalın

        Gülser YİĞİT