kocagazi @ gmail.com

Akaryakıt zamlarını ve hayat pahalılığını protesto eden Fransızlar 17 Kasım 2018 den itibaren 04 Aralık 2018 de Fransız hükümetinin alınan zam kararlarını 6 ay erteleyene kadar meydanlarda bazen şiddete dayanan gösteriler yaptılar. Olay biraz yatışmış gözükse de genel hoşnutsuzluk Fransız toplumunu kuşatmış durumda. Hoşnutsuzluk o kadar yüksek seviyelere çıkmıştı ki arabalar yakıldı, dükkânlar yağmalandı, kaldırım taşları söküldü ve pek tabii ki güvenlik güçleri olaylara müdahale etti. Güvenlik güçleri bu müdahaleler esnasında acımasız bir şekilde orantısız güç kullandı. İnsan hakları havarisi Fransa, uluslararası hiçbir gözlemci ve ya hiçbir havari devlet tarafından kınanmadı. İnsan haklarından bahsedilmedi.

 

Türkiye’de asker ve ya polis öldüren veyahut masum bir vatandaşı katleden herhangi bir terörist yakalandığında tokat attınız teröriste ‘bir insandır’ diye bir kaşık suda fırtına çıkaranlar sus pus kedi gibi oturuyorlar. Bu davranış Avrupa’nın ikiyüzlü politikalarının bir bencil uygulamasıdır. Dünyanın her hangi bir bölgesinde benzeri olaylar çıktığında başta Amerika Almanya, Fransa vs. kınama beyanatlarını ard arda sıralar ve hatta konuyu birleşmiş milletlere taşımaktan söz ederlerdi.

Her neyse esas konumuz halk niye protesto eylemi yapar. Fransa örneğiyle konuyu biraz irdeleyelim. Her insanın beslenme, yaşama ve soyunu devam ettirme hakkı vardır. Toplum bu 3 temel hakkından asla vazgeçmez. Eğer bu hakları sekteye uğratıp ona bir cehennem hayatı sunarsanız toplumda size protesto ateşiyle karşılık verir.

 

Macron’un topluma yüksekten bakan siyaset tarzı ve Fransız hükümetinin öncelikle işadamlarını koruyan tutumu Fransız orta sınıfını ezmeye başladı. Paris’te ve diğer büyük şehirlerde kiraya ucuz ev bulamayıp taşra kasabalarına taşınanlar benzin zammıyla astarı yüzünden pahalı bir duruma düştüler. Orta sınıf çıldırdı, bu yüzden sağ veya sol ideoloji mensupları hep birlikte ayağa kalktı. Toplumsal nimetlerden toplumun büyük bir çoğunluğu faydalanamıyor ve adeta toplum modern esarete mahkûm ediliyordu. Dünyanın hiçbir yerinde böylesine vahşi, acımasız ve kısıtlayıcı sistem devam edemez. Global ekonomik sistem kurucuların bence en büyük eksiklikleri merhamet duygusundan uzak olmalarıdır. Her hâlükârda kar etmeyi amaçlıyorlar. Daima kazanıp biriktirmek istiyorlar. Bu arada insanlar ihtiyaçtan yokluğa düşüp yok oluyorlar. Aynı siyaseti yeraltı zenginliklerini yağmaladıkları Ortadoğu, Latin Amerika ve Afrika bölgelerinde de uyguluyorlar Bu arada bölge halkları kan, ateş ve açlıkla yüz yüze kalıyor.

 

Türkiye’de ise ekonomik problemlerin getirdiği şartlar birde dış etkilerin provokasyonlarıyla daha da ağırlaşırken toplumsal paylaşma ve yardımlaşma duygusu, dini inançlarımızın gereği toplumsal merhametimiz müspet etkileri bir nevi koruyucu kalkan olup halkımızı büyük felaketlerden uzak tutabilmektedir. Ancak tedbiri elden bırakmamak lazımdır. Hükümetimiz dünyanın her yerindeki mazlumlara yetiştiği gibi kendi halkının ihtiyaç içinde olan kısımlarını da göz önünde tutmak zorundadır. Ağır zamlar, vergiler mümkün mertebe açlık sınırında olan insanlarımıza yansıtılmamalıdır. Milletimizin devletine olan sonsuz güveni sarsılmadan, milli birlik ve beraberliğimiz bozulmadan insanlarımıza sahip çıkmalıyız. Bu konuda iktidar veya muhalefet herkes hassas davranmak mecburiyetindedir. Dünyanın içine düştüğü ekonomik türbülanstan başta hükümetin aldığı tedbirler olmak üzere tüm vatandaşlarımızın bir nevi ekonomik seferberliğe uyum sağlaması gerekmektedir. İsraftan kaçınacağız, yardımlaşacağız, durumu iyi olanlar zekâtlarını adil olarak ihtiyaç sahiplerine dağıtacaklar. İnşallah bu sıkıntıları atlatmış bir Türkiye’yi görmek hepimize nasip olacak. Merhamet etki gökteki Allah ta size merhamet etsin. Emperyalizm karşısında ezilmeden dik durabilmemiz maddi ve manevi tüm güçlerimizi kullanarak gelişmemize bağlıdır.