info @ iskenderun.org

Ey sevgili;

Suya yazı yazmak değildi bizimkisi. Destanların kitabelere nakşedilişleri gibi nakşetmiştik sevgiyi yüreğimize ve uzaklarda arıyorduk kendimizi. Bazen bir denizin hırçın dalgalarında, bazen de bir güneşin yağmur sonrası parlaklığında.

Zambaklar vadisine inen o ince patikadan artık tek başıma iniyordum kitabeler diyarına. Yüzyılların tarihi yatıyordu orada, sen yatıyordun. Uzanıveriyordum yanına, seyre dalıyordum seni ve güz yürüyüşlerimizi hatırlatırcasına inatla eşlik ediyordu yağmur bana.

Yüzyılların imparatorlukları gelip geçse de bu şehirden; kitabelerimiz aynı kalacaktı. Destanlaşmıştık biz kendimizde. Destanlaşmıştı bu şehir bizimle. Burası unutulanlar mezarlığıydı. Unutulanlar bir bir destanlaşırdı burada. Mezarlığı destanlaşırdı bu koca şehrin ve buradaydı şehrin tamamı.

Hazan mevsiminde, solmuş bir çift yaprak gibi yaşamın içinde içli dizelerdik. Belki de bir romanın içinde hayatı anlamlandıran dizeler. Hikâyelerdi bizi anlatan, bir vardan bir yoktan.

Kemandı acıyı mırıldanan. Birlikte dinliyorduk yıldızların altında. Uzaklarda, ölürken bir nehir ve yaşlılar çocukluğunu bırakırken geride; nehir ölüyordu, biz ölüyorduk, çocukluğumuz ölüyordu.

Bir çocuğun sevinci gibi sonsuz bir döngüydü kayıplarımız. Şiirleri sokaklarda yaşatırken, çocukları da yanımıza alıp kelimeleri öksüz bırakmadan birlikte çıkacaktık yola.

 

Ey sevgili;

Ağıtlarla surları onarırken, kıyısından her geçişimde yüzüme tükürürdü Akdeniz. Lanetliler girerdi rüyalarıma, hafızalar tutulurdu, gözlerim sen dolardı adını sayıklarken.

Sokaklardı yüreğime tercüman olan. Bir ben vardım bir de gecenin kör karanlığı. Sen her zaman yüreğimdeydin bu karanlıklarda. Defalarca ölmeyi öğrendim sayende ve her defasında yeniden sensiz dirilmeyi.

Şimdilerde boş ve sessiz patikalarda amaçsız ve sensiz yürüyorum. Boşluğa resimler çiziyor ve kurumuş gül yapraklarına şiirler yazıyorum. Yağmur yine inatla eşlik ediyor bana ama sen yine yoksun.

Yağmurda ıslanmış bir yalnızlığın tek şekerli çay keyfi eşlik ederken bilinmeyen bir yolculuğa, dertleri de alıp gitmeliydim buralardan ve kelimeleri bırakmalıydım yabancı hayatlara.

Mülteciydim bu dünyada, fırtınada sığınacak liman arayan gemiler gibiydim. Bir kendime sığınırdım bir sana. Belki de sadece sana olan sevgime.

Yolcu edeni belli olmayan bir duraktan otobüse binerken sadece hayatın götürdüğü yere yolculuk etmeliydim. Şans belki de ineceğim durakta bulacaktı beni, kırık kalpler diyarında bir fincan misali.

İğrenç bir güzellikti ölüm. Çiçekler gömülürken yaban gülleriyle, ruhlar da gömülürdü anlamsız isimleriyle. Ve titreyen bir kalpti ölüm, ihanetler gömülürken yeni hayatlarıyla.

Bir yanı ölüm, bir yanı yaşam, bir yanı savaş, bir yanı barış idi yüreğimin. Ne sen anladın ne de dünya. Çocuklar öldürülürken, yarınlarımız için çocuklar yapacaktık bu şehirde.

 

Ey sevgili;

Şehir hala sen kokar ve ben hala sensizlikten korkarım...

 

(Kelimelerin Oyunu - 1994)