Ercan Gida

Ziyaretçi Defteri

halil ibrahim

kaldırımdaki ağaçlar neden budanmıyor çok merak ediyorum
bu kaldırımlar ne zaman yapılacak kuaförler caddesinde kaldırımlara araç parkediyorlar inanmazsanız bir geçin bakın arabalar kaldırımda yayala...

Oku  |  Yaz

ULLA GERÇEĞİ

İspanya’nın toksik atık yükü ile İskenderun’a gelen ve yıllarca bekledikten sonra körfezin derin sularına gömülen ULLA batığının perde arkasını araştırdık. İnsanların merak ettiği sorulara cevap aradık. Ne oldu ULLA’nın yükü, gerçekten çıkartılıp götürüldü mü? Yoksa Körfezin sularında tehlike saçmaya devam mı ediyor? İşte bu soruların cevabını ULLA gemisinin batmadan önce ve battıktan sonraki bilirkişi görevi ile devamlı yakınında bulunup takip eden Hatay Jeoloji Odası eski Başkanı Jeoloji Mühendisi Vahit Pişkinpaşa ile konuştuk. Gördüğü, kayda aldığı ve yaşadığı gerçekleri paylaştık. Pişkinpaşa, bugün atığın gerçekte çıkartılamadığını ama çıkartma işlemi sırasında körfezin sularına karıştırıldığını öne sürdü

ULLA gemisi ile ilk tanışmanız nasıl oldu?

Ben ULLA ile İskenderun’a geldiği tarihten itibaren tanıştım. O günden itibaren ODTܒnün raporuna göre sağlık açısından tehlikeli atık olduğundan dolayı Hatay Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı olarak kendimizde mesleki ve toplumsal sorumluluk hissederek bakanlıklar düzeyinde müracaatlarımız, girişimlerimiz oldu.

Girişimleriniz boyutları konusunda bilgi verir misiniz?

Tabi ki. İnsan ve çevre sağlığı açısından tehlikeli boyutu olduğundan en kısa sürede tedbir alınmasını istedik. Bunun için yükün sorununu giderilmek üzere neler yapılabileceği konusunda bilgiler vererek tehlikeyi kaldırma çalışmalarını yapılmasını talep ettik. Maalesef cevap alamadık Kimse umursamadı.

Yük nereden gelmiş? Türkiye’ye bilerek mi gönderilmiş?

Ulla’nın Türkiye’ye gelmesi kasıtlı. Gemi İspanya’dan içerisindeki atığı alıyor. Cezayir’e gidiyor. Bu atık belirli oranda tehlikesi azaltıldıktan sonra baraj gövdelerindeki sızdırmayı önlemek amacıyla kullanmak üzere getiriliyor. Ancak içerisindeki madde çok tehlikeli olunca Cezayir kabul etmiyor. Bu tür atıklar bulunduğu yerde imha edilir. Ama imhası yapılacak yükün maliyetin yüksek olduğu görülünce, kendi ülkelerinde imha etmek istemiyorlar. Üçüncü sınıf gördükleri ülkelere gönderiyorlar. Türkiye yolculuğu burada başlıyor.

Gemi doğrudan İskenderun’a mı geliyor?

Hayır. Cezayir’de yük ile ilgili problem çıkınca İngiltere’deki armatör yükten kurtulmak amacıyla 5 bin dolar değerindeki yüke karşılık 25 bin dolarlık geminin taşıma nakliyesini vererek Akdeniz’de batırılması isteniyor. Ancak burada ayarlanan sistemde bir anlaşmazlık, hata oluyor ki, İskenderun Körfezi’ne gemi getiriliyor.

İskenderun’a getirilince ne olacaktı, buradan yük nasıl imha edilecekti?

Bence aç gözlülük sonucu gemi batırılmamıştır. Hallederiz, yükü boşaltırız düşüncesi ile hareket edilmiştir. İskenderun’da kömür tozu diye yutturulmak istendi. Durum böyle olunca düzende yer alan birileri memnun kalmayınca, çeşitli yerlerden ihbarlarla ortaya çıktı. Yük konusun da incelemeler başlatılmıştı. Herkesin bildiği gibi ODTܒnün tehlikeli raporu ardından Dörtyol mahkemelerinde gelişen olaylar sonucu gemi atığı ile birlikte körfezde yıllarca kaldı.

Siz bu durumda neler yapıyordunuz?

Ben o dönemde Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanlığını yürütüyordum. Bir vatandaş, sivil toplum örgütü olarak konuya duyarsız kalamazdık. Üstelik biz Avrupa’nın gelişmiş ülkelerin çöplüğü değiliz düşüncesi ile hareket ederek geminin bir an önce batmadan sorun olmaktan çıkartılması için her yere başvurduk. Bu arada gemi ile ilgili mahkeme devam ettiği için de gemi acentesi ‘armatörümden para alamıyorum. Gemi ile ilgili bakım, çalışanların parasını ödüyorum. Gemiye haciz koyup satışından elde edecek gelir ile alacağımı tahsil etmek istiyorum’ diyerek girişimde bulununca işler iyice kilitlendi.

Peki, siz gemiye batmadan önce çıktınız mı?

Evet çıktım. Konu yargıda olduğu için mahkeme kararı ile geminin ve yükünün değerinin tespiti için heyet olarak çıkıldı. Bu gurubun içerisinde bende vardım. Bilirkişi olarak buluyordum.

Gemiye çıktığınızda neler ile karşılaştınız?

Gemiye mahkemenin temin ettiği tekne ile heyet olarak çıktık. Gemiye çıkar çıkmaz şok olduk. Çünkü gemide hayatiyeti sağlayacak hiç bir şey yoktu. Hayalet bir gemi. Jeneratör yok. Kaptan köşkünde cihaz diye hiç bir şey göremedik. Her taraf harabeydi. Geminin sacları çürümüştü. Yani 32 mm’lik sacı elimle ufaladım.11 mm kalınlığa düştü. Gemi batmadan üç ay öncesinden bahsediyorum.Menteşelerin başlarının koptuğunu gördüm. Gemide yürürken zorluk çekiyordum.Kaptan köşküne doğru baktığımda geminin hafif yatık olduğunu tespit etim. Açı ölçer pusulamızı birkaç noktadan ölçtüm.Geminin sancak tarafına doğru 9 ile 10 derece yattığını ölçtüm. Diğer bilirkişi arkadaşlarımız makine mühendisi arkadaşlarla paylaştık ve tespitimizi yaptık. Daha sonra gemide makine dairesi su içerisindeydi. Pervane şaftının olduğu yerden su alıyordu. Burada kaynak yapmışlar ama yine sızıntı vardı.

Atık yükün bulunduğu depolara girdiniz mi ?

Evet, geminin çürümüş ambarına indim.Bu malzeme toz pudra halinde bir malzeme ama gemide kabuklaşmış olduğunu gördüm. Üstünde yürüdüm. Rahatlıkla sertleşmiş beni taşıdı. Su almıştı. Ambarın orta kısımları ince zarlıydı. Az su aldığı için ancak kenarlarda 50-60 cm kabuk,orta kısımlarda 5- 10 cm ye kadar iniyordu.Bunu çubuk batırarak tespit ettik.Gemide dolaşırken,gemiyi tutan çapanın zinciri kopmuş, birbirine balyoz sapı ile tutturulmuş olduğunu gördüm.O da sürtünmeden ezilmiş,incelmiş,en ufak fırtınada koparak sürüklenecekti.Bütün bunları mahkeme heyeti bilirkişi de gördü, bizlerde. Bu gemi her an batabilir.Raporumuzu verdik.

Yani göz göre göre mi gemi battı?

Doğrudur, bizlerin tespiti ve uyarısına rağmen gemi üç ay geçtikten sonra battığı haberi geldi.Yan yatmıştı. Zaten iskele tarafına doğru tespit ettiğimiz gibi yatarak battı.Arkasından Greenpeace ile birlikte dalgıçlarla da çalışmalar yaptık.Geminin batması ile birlikte bu olay kamuoyunda büyük bir yankı buldu.

Ne Çevre Bakanlığı, ne de İspanya hükümeti konuyu incelemek üzere yetkili bir ismi göndermedi. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bizim Çevre Bakanlığımız bu konuda çok ağır çalıştı. Birimlerden isimler geldi.Ama bakan konu ile ilgili gelmedi.Aşırı kamu oyu baskısı İspanya hükümeti temsilcisini Ankara’ya göndermek zorunda kaldı. İskenderun’a gelmek istedi.Ankara gelen temsilciyi toplumsal olaylar olabilir diye İskenderun’a göndermediler,gelmesine izin vermediler.Bu riski göze alamayız dediler.

Ulla ile ilgili çözüm önerileriniz oldu mu?

Evet oldu. İskenderun Belediye Başkanı Mete Aslan’ında arasında bulunacağı bir komite kurarak finansmanın sağlayıp geminin batacağı tehlikesini göz önünde bulundurup izin verin karaya çıkartalım dedik.Hukuki işlemler var dediler Battıktan sonra da bulunduğu yerde gömelim dedik. İzin vermediler. Yani ne gemi ayakta iken problem olur diye götürebildiler, nede atığı çıkartabildiler.

Yetkililer atığın çıkartıldığını söylüyor?

Önerilen yöntemlerle bu gemi çıkmaz. Bütün olarak geminin gövdesi dayanmaz parçalanır. Yük çıkarmak için önerilen sistemin de yanlış olduğunu biz devamlı söyledik.Çünkü erimeye yönelik bir yük. Yapılacak tek akıllı şey, zeminde imha etmek.Bunun için önerimizi açıkladık Batma sırasında ambar kapakları uçtuğu için açıktı.Yük ise, su almış kabuk da bağlamıştı.Gemi patlamamış, bu yüzden üzerine beton bloklar dökülerek,kaya, kum dolgu ile kapatılabilirdi.Gemi zaten batarken 3.5 metre çamura gömülmüş ciddi bir hasar vermeden çözme şansı vardı. Ama parçalama ve somurma sistemi ile gemiye yük alınıp geri su Akdeniz Körfezin sularına boşaltılarak eritilmişti.

Bütün bunlarda muhatabınız kimdi? Kimlere söylüyordunuz?

Türkiye’de en büyük sorun bu. Herkes her şeyden muhatap.Ama sorunun çözümü için muhatap yok.Sorumluluk taşımıyor.Çevre Bakanlığı , Kaymakamlık, Vilayet, Milletvekillerine gidiyorsunuz,çözümde muhatap bulamıyorsunuz. Problemde çok. Konuşurken herkes ahkam kesti.

Siz yükü alan Amorti gemisine bilir kişi olarak neden çıktınız?

İspanya‘dan gelen atık yükü almak için çalışma yapılan Amorti isimli gemide alınan yükün miktarı ile ilgili açıklamalar yapılıyordu.Konu mümkün olduğu kadar gizlilik içerisinde tutuluyor,uzun süre geminin kalması insanları ürkütüyordu. Bunun için İskenderun Çevre Koruma Derneği tespit davası açtı.Basında çıkanlar halkın konuştukları rakamlar çarpıcıydı. Birileri çıkıp açıklama yapıyor 2 bin 400 ton malzeme çıktı gitti deniliyor. Geminin yükü zaten 2 bin 200 ton.Nasıl olur bu. Bizi rahatsız etti. Gemi apar topar kaçmak istedi. Ama biz son dakikada yetiştik gemiye çıktık. Heyet olarak mahkeme kararı ile Lafarj firması yetkili avukatları da vardı.

Amorti gemisinde Ulla’dan alınan atık varmıydı?

Gemiye çıkışımızın amacı buydu.Gördüklerimiz beni dehşete düşürdü.Korktuğumuz başımıza gelmişti.Gemini ambarlarına indik.Yöntem ilkel basit kullanılmaması gereken bir yöntem. Dalgıç pompa ile su almış gemiye gelmiş 800 ton suyu alan gemi biraz bekliyor İkinci vardaya suyu çekeceği zaman tekrar denize veriyor. Çöken madde çok az. Malzeme bu şekilde 3,5 ay boyunca böyle çalışılarak 400–450 ton suyu almış çekmişler, eriterek denize verilmiş. Alabildikleri bütün malzemenin miktarı 115 ton dur.200 tonu kabuk, bunu zaten alamazlar. Pompalar çekmez. Bu miktar gemide kaldı.Geri kalan 1850 ton malzemeyi eritip eritip denize deşarj ettiler.Gemiye dokunmasalardı, bu malzeme bu kadar sürede eriyip denize karışmazdı.Yüksek bir süratte denize verdiler.Bu arada tespitimiz bitti,ayrıldık.Gemi kaçtı gitti. Raporumuzu yazdık.

Raporunuzda ne vardı?

21.10 .2005 tarihinde mahkeme heyeti ile birlikte çıktığımız tespitte raporumda sonuç ve kanaatler olarak şunlara yer verdim;

“Batık Ulla gemisi yükü atık su tipi dalgıç pompalar ile su sağılarak alınmak istenmiştir. Yük özelliği itibari ile kül olup çok küçük tane boyutlarındadır.En iri taneler birkaç milimetre boyutunda olup bir kısım madde mikron boyutlarındadır.Kullanılan yöntem ile yük suda çözünmüştür.Birkaç milimetre boyutunda olan kısım tanklarda çökelmiştir.Önemli miktar malzeme suda askıda kalmış ve bir kısmı madde suda çözünmüştür.Gemi tanklarındaki köpük ve köpükteki tortu bunun kanıtıdır.

Çalışma programında 384.000 metre küp su sağılmasına karşın toplanabilen katı madde miktarının 115 ton gibi az değerde olması bu savı kanıtlanmaktadır.Su da askıda olan ve çözünmüş maddeler bir sonraki vardiyada tanklardaki suyun tekrar denize deşarjı ile kaybedilmiştir.Yani bir başka deyişle akıbeti açıklanamayan 1800 ton madde su ile birlikte tekrar denize verilmiştir.Bu yöntem bu nedenle eksik, hatalıdır. Bu yöntemin kullanılması halinde sağılan suyun toplamının muhafaza edilmesi gereklidir.Malzeme boyutlarının çok küçük olması ve askıda kalabilme ile erime özelliği nedeni ile bu şarttır. Askıda olan malzemenin likit ortamda yer çekimi ile çökelebilmesi için 8 saatlik bir süreden daha çok zamana ihtiyaç vardır. Sağılan suyundan arıtılması ve arıtım sonuçlarına göre deşarj edilmesi gereklidir. Bu proses gemide uygulanmadığı gibi uygulanabilme donanım ve olanakları da yoktur.

Öz olarak yöntem eksik ve hatalıdır. Bu nedenle 1800 ton madde kaybı vardır.

Gemi tanklarında bulunan su miktarı 800 tondur.

Gemi tanklarında bulunan katı madde miktarı 115 tondur.

Yükün kabuklaşmış kısmı 200 ton olup batıktadır.

Numunenin analizleri, elle ve gözle tanımlamaları maddenin Ulla gemisi yükü olduğuna delildir.

Numunenin analizlerinde toplam krom miktarı 49,01 Mg /Kg ve sıvı içerisinde bulunan Cr+6 maddesi <0,05 Mg/Lt değerde olup bu değerler yüksek ve her türlü standardın dışındadır. Cr+6 maddesinin toksik etkileri olduğu hatırlandığında eritilerek ve askı halinde denize deşarj edilen 1800 ton malzeme ciddi risk teşkil etmektedir

Yeni bir geminin gelip kalan atığı alacağı söyleniyor sizce ne derece doğru?

Kimse kimseyi kandırmasın tespitte çıktığımızda firma yetkilileri şunu söylediler. Türkiye’de de akıllı, zeki, işini yapan mühendisler var. Bu işlerden anlamazlar denilerek bizlere gereken değeri vermiyorlardı. Bu mücadelede kendimizi kanıtladık ve aradıkları telefonlarla yurt dışıyla görüşerek işin bittiğini telaffuz ettiler.Yükten kurtulmak isteyenler amaçlarına ulaştı . Hatta bu işten, düşünemeyecekleri kadar da ucuz kurtuldular.Yalnız onlar kurtulmadı. Türkiye’deki bağları işbirlikçileri de kurtuldu. Herkesin yaptığı yanına kar kaldı.Ulla’nın batı öyküsünde oluşan zincirin halkalarını yan yana koyduğunuzda bazı önemli iddialarımız, tespitlerimiz oluyor ama kanıtlayamıyoruz..Bu konuda bir çok insan masum değil. Olan İskenderun Körfezi’ne, İskenderunluya oldu.Bu kehanet değildi, gemi batacak dedik battı. Birkaç yıl sonra bilim ve tıp İskenderun ve çevresini yakın takibe alsınlar. Kanser vakalarında artışlara dikkat etsinler. Nasıl Çernobil’in on yıl sonra yansımaları görülmeye başladıysa, Ulla’da da yüksek konsantrasyon ile suya verilen atık maddesi yüzünden özellikle deniz dibinde yaşıyan karides, yosun, solucan yiyen canlılara yayıldı.Bu atık Çerbonil’de olduğu gibi canlıların vucuduna girer girmez öldürecek diye bir özelliği yoktur. Zamanla başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıklar şeklinde insanlarda ortaya çıkacaktir. İskenderun Körfezi’nin en önemli özelliği ise dip ve yüzey akıntılarının çok fazla olmasıdır. Bu nedenle suya bırakılan atıklardan denizde yaşayan canlılar nasibini aldı.Dileğimiz,güçlü akıntılar ile bu atık maddelerinin uluslar arası sulara gitmesiydi. Ama zor ihtimal. Deniz içerisinde gözle görülmesi zor olan Planktonlar onlar bile nasiplerini almıştır.

Toplu balık ölümleri olması gerekirdi deniliyor?

Hayır, bu saptırmadır. Az suda olsaydı öldürürdü. Geniş su kitlesinde olduğu için önce vücuda girecek,belirli yerlerde birikecek ve karaciğer, pankreas, beyin gibi organlara giderek birikecek. Bir süre sonra da vücut şifresini bozarak ortaya çıkacak.

Ulla dosyası bence kapandı. Ulla’da bir şey kalmadı. Ceset denizin ortasında duruyor ve yük eritildi. Körfeze dağıldı. Bundan nasibini alan canlı aldı, giden de gitti.Bundan sonra hiç bir şey olmaz, tazminat davası açılmış, AHİM’ e gidilmiş. Dava ne olur? diyecek olursanız, orada da bir şey olmaz.Nere de çevre örgütleri, nere de insan hakları,üç balina için dünya yerinden oynadı. Ama burada insanların balina kadar mı değeri yok. Para babaları kartel sahipleri işlerini yürütüyor.

İskenderun halkı ne yapacak. Halk kendi kaderini kendi belirleyecek.Bugüne kadar kendisi belirlemedi. Çırpınmaya,mücadeleye, kavgaya duyarsız kaldılar.Birinci derecede etkilenecek balıkçılardı onlara anlattık. Onlar tepki koyamadı.Herkes kafasını kuma gömdü.Gemi battı, suya atladılar,balık yediler, kendilerini tehlikeye attılar.Tercih bu yönde idi. Sonuçlarına katlanacaklar.

Vahit Pişkinpaşa, Ulla dosyası ile bilinmeyen, duyulmayan konulara açıklık getirdiniz. Üstelik burada söylediğiniz kaleme alamadığımız iddialarınız ile ilgili olarak cesaretinizden dolayı sizi kutluyorum. Zaman ayırdığınız için size teşekkür ediyor çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

UFUK AKTUĞ

Arkadaşına Gönder   Yazdır
  Pegem Akademi - İskenderun