Serdar Ortaç - Casmin Otel  

 
Ercan Gida

Ziyaretçi Defteri

halil ibrahim

kaldırımdaki ağaçlar neden budanmıyor çok merak ediyorum
bu kaldırımlar ne zaman yapılacak kuaförler caddesinde kaldırımlara araç parkediyorlar inanmazsanız bir geçin bakın arabalar kaldırımda yayala...

Oku  |  Yaz

Ünlü Fotoğraf Üstadı Garbis Özatay İle Dobra Dobra

20 Mayıs 1946 yılında İstanbul’da doğan Milliyet Gazetesinin ünlü fotoğrafçısı Garpis Özatay ile Foto muhabirliğini ve mesleğe nasıl başladığını konuştuk. Özatay yasaklı Meclisten nasıl fotoğraf çektiğini, Ürdün kralının İstanbul’da hastanede tedavi gördüğü sırada kimsenin çekemediği fotoğrafını çekerek ödül aldığını anlattı. Ev sahibi olmak için gündüz gazetede foto muhabirliği yaptığını gecede taksi şoförlüğünü bizimle paylaştı. Gazetecilik için kuyumculuk mesleğini bırakan Özatay ile yaşadıklarını konuştuk.

İlk sorum Garbis Özatay’a fotoğraf çekme merakınız nasıl başladı?

Okul, öğrencilik hayatı derken fotoğraf çekmeyi seviyordum. Annemin bir fotoğraf makinesi vardı evden paltomun arasına koyarak kaçırıp. Dışarı çıkıp fotoğraf çekerdim. Daha sonra kendim biriktirdiğim paralarla fotoğraf makinesi aldım. Dedemin Layka marka fotoğraf makinesi vardı. Kendisi diş doktoruydu yurt dışı seyahatlerinde her ittiği yerde çok güzel fotoğraflar çekerdi. Bana da gösterirdi.   O vefat edince bu makine bana kaldı ben bu makine ile çekerdim. Her çektiğim fotoğrafı inceler ve ona baktığımda büyük bir zevk alırdım.

Gazetecilik Mesleğine nasıl başladınız?

Gazeteciliğe şans eseri başladım. Evde otururken boğazda motor ile vapur çarpıştı motor battı. Ben orda insanlar suyun üzerinde yüzerken gece fotoğraf çektim. Kurtarma çalışmalarını çektim. Ertesi günü motorun boğazda battığı ve 17 kişi öldüğü herkes tarafından duyuldu. Olay yerinde. Balık adamlarda vardı. Bende sık sık dalıyordum arkadaşın ağabeyinin su altı fotoğraf makinesini aldım. Ve daldım. Batan motoru buldum yerini kimse daha bulamamıştı ben oradan fotoğraf çektim. O dönemlerde dalmak, balık adamı bulmak zordu.  Balıkçı motorlarının yeni radarı vardı onunla bakıyorlardı oda yeniydi. Ben suyun altında buldum ama tek başıma daldım son derece tehlikeliydi. Belimdeki kılavuz ipini çeken tekne da balıkcı vardı 1966 yılında olay oldu. Temmuz ayında idi. Ve ben su altında vurgun yedim.9 saat basınç odasında kaldım. ve çıktım eve geldim evde büyük bir savaş. Babam evde balık adam elbisemi yırtmıştı. Makineyi sahibine vermiş filimi saklamıştım. Filimi kurtarmıştım. Babamın evden gitmesini bekledim gittikten sonra filmi Banyo ettim. Aral Günere gittim yine çiçek böcek mi çektin dedi. Anlattım olayı motor bulanamadım mı dedi.  ve halen arıyorlardı iki gün sonra beni Hürriyete gönderdi. Ben bu işi yapmak istiyorum denince o zamanın parası ile 500 lira verildi ve çok büyük paraydı o yıllarda. Bende kuyumculuk yapıyordum. Gazetecilikte iyi para var dedim ve bu mesleğe başladım.

Kaç yıl oldu hangi yayın organlarında çalıştınız?

Hürriyet’te Ahmet Turan vardı ve bu işe o gün başladım inişli çıkışlı 40 yıl oldu. Hürriyet Haber ajansında stajyer olarak başladım. Askere gittim. Geldikten sonra Sami Güner in yanına koydular beni reklâm fotoğrafçısı, renkliyi ve siyah beyazı öğreneceksin orda sonra dediler ve orada laboratuara kadar her şeyi öğrendim ve Türk haberler ajansında çalıştım ondan sonra gazeteye geçtim. Orada başladım ajansta çalışıyordum. Bir gün ayrılacağımı söyledim. Patronun kardeşi Hayat Mecmuası yazı işlerinde müdür yardımcısıydı. Çetin Emeç in yardımcısıydı. Beni oraya istediklerini söylediler ben oraya geçtim. Hayat mecmuasında çalıştım.

Peki Milliyet Gazetesine ne zaman nasıl geçtiniz?

Hayat mecmuasında çalışırken Abdi İpekçi demiş ki hayat mecmuasında bir çocuk çalışıyor onun fotoğrafların beğeniyorum sorun bakalım Milliyet Gazetesinde çalışır mı? O zaman milliyete girdim. O gündür bu gündür Milliyet Gazetesinde görev yapıyorum.

Hiç ayrılmadınız mı Hep Milliyette mi kaldınız?

 Hayır, bir ara kızdım ayrıldım. İşe göndermediler. Trakya da eğitim alayının üstüne askeri araç düştü. Beni şef işe göndermeyince kızdım ve işi bıraktım. Bu arada Çetin Emeç genel yayın yönetmeniydi. Maaşını az buluyorsan takviye yapayım dedi. Ben hayır dedim ayrılacağım dedim. Çetin Emeç, eğer seni başka bir gazetede görürsem döverim dedi. Hayır, abi dedim. Ben size abi diyorum yalan konuşmam dedim. 1983 te ayrıldım.

Ayrıldıktan sonra ne yaptınız, tekrar gazeteye nasıl döndünüz?

 Kuyumculuk yaptım. Önceden de kuyumculukla uğraşıyordum. Bir yıl gazeteden ayrı kaldım. İyi para kazanıyordum. Milliyetten ayrılan arkadaşlar vardı Güneş gazetesine geçmişlerdi. Onlar çağırdı gittim, Güneş Gazetesinde başladım.

Çetin Emeç’e söz vermiştiniz. Sizi dövecekti. Nasıl karşıladı bu kararınızı?

Nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum. Zaman zaman karşılaştığımız, birbirimizden kopmayan insanlardık. Bir gün bir araya geldik. Yanımda eşimde vardı. Evet, sözümde de durmamıştım. Çetin Emeç’ten eşimin yanında tokat yedim.

Gazetecilik hayatınızdaki süreç Sonra nasıl gelişti?

Herkesin bildiği gibi Asil nadir ekonomik olarak zor durumlara düştü. On bir ay maaş almadan çalıştım. Sonra oradan çıktım. Bir süre iş yapmadım. Yazlığa gittim orada geceleri balık vuruyordum. Vurduklarımı satarak para kazanıyordum.

Gazeteden uzaklaştığınız zamanlar mı ikinci iş yaptınız?

Hayır, gazetede çalıştım zamanda ikinci iş olarak çalıştığım oldu. En son altı sene önce eşimi komşular dolduruşa getirmişti. Oturduğum daireyi satın aldım. Param yok dememe rağmen kredi çektik. Ödersin dediler. Üç dört ay sonra ödeyemez duruma geldim. Mark borç almıştım yükselince sıkıştım. Onun için Taksicilik yaptım. Geceleri 5,5 ay çalıştım. Borcumu ödedim. Borcum bitince bıraktım.

İstanbul’da doğup çoğu yeri mesleğinden dolayı gezerek görme imkânı bulan Garbis Özatay ile İskenderun Yelken Kulübünde sohbet ettiğimiz sırada yaşadıklarını anlatırken heyecanlanıyordu. Fransızca yabancı dili olduğunu ama onu da kullanmadığından unuttuğunu sözlerinin arasında ifade eden Özatay İskenderun’a çevre güzelliklerine hayran kaldığını vurguladı. Her yerin kendine has güzelliği birde fotoğraf güzelliği olduğuna da değinen üstad Garbis halen fotoğraf çekerken istediği açıyı yakalayabilmek için mezar taşları arasında dolaşıyor. Balıkçı teknesinin direğine tırmanıyor.

Eşi ile lise yıllarında tanışıp kanına girerek evlenmeye ikna ettiğini anlatan Özatay iki kızı ile bugün gazetecilik mesleğini bir türlü bırakmadığını anlatıyor.

Gazetecilik veya fotoğraf çekmek nasıl bir duygu?

Gazetecilik idealistlikle olur. Kimse inatla ben gazetecilik yapacağım. Fotoğraf çekeceğim diye bir konuda diretmez. Bu aşk başka bir aşk. Zaten Gazetecinin başarılı olabilmesi içinde idealist olması lazım biz onlardanız. Yeri geliyor dalıyorsunuz. Tırmanıyorsunuz. Kafanıza koyduğunuz fotoğrafı çekmek için mücadele edeceksiniz. Detayları kaçırmayacaksınız. Detayları yakaladığınız zaman gazetecilik yapmış olursunuz.

Var mı kafanıza takıp ta uğraştığınız fotoğraf çekimi?

 Tabii ki çoğu fotoğraflarımda kafama takarak üzerinde çalıştığım konulardır. Bu bana daha da zevk veriyor. Bir gün gökyüzünde fotoğraf çekmeyi kafama koydum. Başlığı da kafamda hazır “ garbisin ayağının altında “ diye. Bunu çekmek için yamaç paraşütü ile uçmam gerekiyordu. Yapabilmek için dört gün kurs aldım. Kısa tepeden atladıktan sonra büyük tepeye çıkarak atladım ve fotoğrafı çektim. Ölü deniz garbisin ayaklarının altında diye. Gazetede kocaman çıktı. Şimdi her uçan o fotoğrafı çekmeye çalışıyor. Fotoğraf çekmeyi kafaya koyacaksınız. Detayları kaçırmayacaksınız. Bir gün bir üniversitede araştırma için röportaja gitmiştik. Baktım koskoca profesör oturmuş masasında vergi iadesi dolduruyor. Bunu ben vergi iade zarfları ön planda fotoğrafını çektim. Gazetede güzel yer aldı.

Teknoloji Gazeteciliği nasıl etkiledi?

Mesleğe teknoloji bir kazanç getirmedi. Çok şey getirdi kaliteyi götürdü. Eskiden bütün imkânsızlıklarla çalışıyorduk. Filimi yıkayıp kuruturken gazeteciliğin kalitesi, saygınlığı vardı. Tabi ki bu gün bu saygınlık yok. Bunun da kaybolmasının en büyük nedeni patronlardır. Hep ucuz adam çalıştırma yönüne gittiler. İnsana yatırım yapmadılar. Arsaya ve makineye yatırım yaptılar. Bugün olmasa bile çok yakın bir tarihte kendi kazdıkları kuyuya kedileri düşeceklerdir.

Şöyle bir bakıyorsunuz çevrenize Eline makineyi alan ben gazeteciyim diyor. Ben çocuğuma dahi başka bir iş yap gazetecilik yapma dedim. Belki iki yıl zorlanırsın ama sonrasında insan gibi yaşarsın diyorum..Herkese aynı şeyi söylüyorum. Gazetecilik diye bir şey yok. Patronların iki dudak arasında iş yapıyorsunuz. Ağzınız laf yapıyorsa bir yerlere geliyorsunuz yükselmek istiyorsanız yalaka olacaksınız. Gazeteci olacaksan inatçı olmak lazım.

Sizi çok zorlayan fotoğraf çekiminiz oldu mu?

Eski Ürdün kralı Hüseyin’in babası Kral Tallal'ın İstanbul’da bir hastanede tedavi görüyordu. Akıl hastasıydı.  Bana kimse görev vermedi. Ben orada fotoğraf çekmeyi kafaya koydum. Kimseye bir şey soramadım. Araştırdım. Yaz geldi hastanede iş istedim ve bahçıvan olarak işe başladım. Bahçede çalışıyordum. Bahçıvan başına sordum. Biz kime hizmet veriyoruz,  hasta yok dedim. Bak oğlum ‘ burada bir kral var ki bütün maaşlarımız oradan geliyor. Delidir. Ama Müslüman adamdır. Dedi. Ezan okunduğu zaman balkona çıkar asker gibi selam verir. Onun için karşıda cami var. Camiyi de kapattılar.’ dedi. Ondan sonra ben özel bir teyp bulup ezan sesi çektim. Balkonun kenarına koydum süreyi de ayarladım. Balkonun karşısındaki ağaca da çıktım. Ezan okundu adam çıktı selam verdi ve ben çektim, bütün dünyada o çektiğim fotoğraf yayınlandı.

Başka aklınıza gelen ilginç bir anınız var mı?

Çok hemen aklıma geleni söyleyeyim. Taksim meydanında hangi parti unuttum genel başkanı Osman Bölükbaşı kürsüye dayanmış konuşuyor.  Ben fotoğraf çekeceğim. Ama bekliyorum,  el kol hareket yapsın. Kürsüye dayandı ve konuşmasını kesti. Objektife baktı. Benim çekmemi bekliyormuş. Bende hareket etmesini bekliyorum. Bana dedi ki hadi çek seni bekliyorum. Bütün taksim meydanı bizi dinledi. Bana söyledikleri ile yankılandı.

Başınızı ağrıtan fotoğraf çektiniz mi?

İlk kez T.B.M.M ine gittim. Beni atlatacaklarını zannettim. Makine ile gazetecileri almıyorlardı. Meğer gizli oturummuş. Gizlice içeri girdim kibrit kutusundan fotoğraf çektim. Sevinerek gazeteye gittim.  Patronumdan da iyi fırça yedim. Birde başımda belaya giriyordu.

Bir de 12 Eylül de galata köprüsünde adam balık tutmuş. Adamlar düşünürken balık foto çektim. Niye düşünüyorsunuz dedim. Akşam iyi balık yaptı Pazar kapalı satamıyoruz dedik. Balıkları biz aldık sonra yüzbaşı geldi bizi tutukladı.

Yine 12 Eylül insanlar yakalanmış karakollarda yer kalmamış. Gözaltına alınanlar şimdiki İnönü stadyumuna toplanmış, insanlar görülüyordu. Şimdiki Ceylan otelinin terasından stattaki insanları çektim. Yasaktı. Dışarı çıktığımda beni aldılar hemen ben bunu düşündüğümden asansörde inerken filimi sakladım başka film taktım. Bir süre gözaltında kaldım. o zamanda başım ağrımıştı.

Çektiğiniz fotoğraflar size ödül kazandırdı mı?

Çok ödülüm var. Aklımda kalan. Emniyet müdürlüğünde falaka fotoğrafı ödülüm. Basın yayın genel müdürlüğü özel ödülü, 1971 yılında Ürdün Kral Hüseyin'in babası Kral Tallal'ın ödülü var. Ufak tefek çok var. En büyük ödülüm basının oskarı sayılan. 1998 yılında Sedat Simavi ödülü

Bundan sonra bir hedefiniz veya kafaya koyduğunuz fotoğraf çekimi var mı ?

Fotoğraf çekimi konusu her an aklıma gelen bir şeyi kafama koyarak üzerinde çalışabilirim. O aşk ne yaş dinler ne başka bir şey içten gelen söylediğim gibi bir dürtü. İnsan ve insanlar ile ilgili mesleğimin 45 ci yılında sergi açmayı düşünüyorum. Kitabım yazıyorum. Çektiklerim adı altında gere meslekte çektiğim eziyetler, gerekse fotoğraflar bunun çalışmasını yapıyorum.

Bugün gazetelerde kulanılan fotoğraflar nasıl?

Sayfa sekreteri fotoğraf katili. Bugün gazete ve dergilerde fotoğrafın ruhunu yansıtmıyor. Bununu sebebi; istihbarat şefi, yazı işleri müdür ve sayfa sekreteri olmak için muhabirlikten gelinirdi. Her kademede yetişerek yükselirdi.  Ama şimdi öyle gelmiyorlar.

Dayak Yediniz mi?

Çok ilginçtir çekiç yedim. Doğu Beyazıt ta Ayakkabı tamir eden bir kişinin fotoğrafını çekiyordum bana çekme dedi. Ben duymazlığa vurarak fotoğrafını çektim. Çekici kafama vurdu.

Bir de bayramda dilenciler çok olur çalışırlar.  Hamile kadın hapse girmiyordu. Bunu bildikleri için yankesici bayanlar hamile kılığında çalışıyorlardı.  Bayramda güvenlik birimleri bunları topladılar. Bende Fotoğraf çekerken biri beni kovaladı. Dışarıya kadar peşimden geldi ve elinde ayağında ne var sallıyordu. Neyse ucuz atlattım. Ayrıca Allah gazeteciyi koruyor.

Ünlü Fotoğraf sanatçısı Garbis Özatay’a bana zaman ayırıp konuğum olduğu için teşekkür ediyorum. Bundan sonraki çalışmalarında objektifine ve karelerine güzel, ödül getirecek fotoğraflar düşmesini diliyorum.

UFUK AKTUĞ

Arkadaşına Gönder   Yazdır
  Doğru Cevap