Palmiye Hastanesi Ramazan Bayramı  

 
Ercan Gida

Ziyaretçi Defteri

halil ibrahim

kaldırımdaki ağaçlar neden budanmıyor çok merak ediyorum
bu kaldırımlar ne zaman yapılacak kuaförler caddesinde kaldırımlara araç parkediyorlar inanmazsanız bir geçin bakın arabalar kaldırımda yayala...

Oku  |  Yaz

TÜRKİYE’ de KİRLİ ENERJİ VE TEKNOLOJİ ÇÖPLÜĞÜ

2 bin 200 ton toksik atık yükü ile batan MV Ulla isimli geminin batışı biranda Dünyanın gündemine oturdu.  İskenderun körfezinde suların altına gömülen MV Ulla gemisinin batmasıyla birlikte sivil toplum örgütleri ile birlikte yükün çıkartılması için mücadele veren Greenpeace ‘in Akdeniz Sorumlusu Banu Dökmecibaşı’ na sorduk o cevapladı. Atık ticaretinden Greenpeace çalışmaları hakkında dikkat çekici açıklamalarda bulunan Banu Dökmecibaşı Türkiye’de ekonomik sorunların ön planda tutulduğu çevre ve insan sağlığından daha önde geldiğini belirterek ,” Hatta en tehlikelisi gelişmenin bedeli diye düşünenler var. Zehirlenme kanser olmayı insanlar göze alıyorlar.”dedi.

 

Greenpeace üyesi Banu Dökmecibaşı’ nı tanıyarak röportaja başlamak istiyorum.

Ben Endüstri ürünleri tasarımcısıyım, 4 yıldır Greenpeace üyesiyim toksik maddeler üzerinde bir kampanya yürütüyorum. Bunun üzerine de eğitim aldım. Türkiye’nin dört bir yanında tehlikeli atıklarla ilgili araştırma ve çalışmalar yaptığım gibi üye arkadaşlarımızla birlikte çeşitli eylemler yapmaktayız.

 

Greenpeace nasıl bir kuruluş merkezi nerede bu konuda açıklamalarda bulunur musunuz?

Bir Organizasyon vakfı merkezi Hollanda’nın Amsterdam kentinde bulunmaktadır. Greenpeace organizasyon vakfının bölgesel çalışmalar var. Akdeniz bölgesi ofisi Akdeniz de kirliliği önleme çalışması yapıyor. Biz İsrail, Malta, Lübnan, Türkiye ve Kıbrıs olmak üzere geniş bir alanda Akdeniz bürosu olarak çalışıyoruz. Kuruluşun Dünyada 3 milyonun üzerinde destekçisi var. Maddi geliri bireysel, bir şirket veya devletlerden asla sponsorluk kabul etmiyoruz. Bağış kabul etmiyor. Birey bağışları ile ayakta duruyor ve üç milyon bağışçımız var.  Vakıf olarak varlığını sürdüren Greenpeace’ in Türkiye de 6 bin destekçisi var. Gönüllülerle çalışmalarını yürütüyoruz Türkiye’de çeşitli kentlerde 150 gönüllü arkadaşımız çalışmalara katılıyor.

 

Türkiye’de neler yapıyorsunuz? . Türkiye’de ki amacınız nedir?

Dünyanın belli başlı en tehlikeli olan kimyasalları olan kalıcı organik bileşenlerin kaynakta son bulması çalışmalar yürütüyoruz. Bunlar BM milletlerin tespit ettiği 12 Kimyasal. Bu kimyasallar Türkiye’nin de taraf olduğu uluslar arası bir anlaşma ile Dünya da ve Türkiye de üretilmesi ve kullanılmasının yasaklanması söz konusu maddeleri hedefleyen bir çalışma. Bununla birlikte birde batık ticareti ikinci çalışmamız.

 

Atık ticareti dediniz. Türkiye’de ki çalışmanız hangi aşamada. Burada neleri takip ediyorsunuz?

Tehlikeli atık ticareti. Dünya da olduğu gibi Türkiye içinde çok önemli bir konu.  Atık ticaretinde Türkiye’de üzerinde durduğumuz herkes tarafından da bilinen üç büyük vaka var. Bunlardan birincisi İtalyan atıkları, Karadeniz’de rastlanan atıklar, ikincisi İskenderun körfezin de batan Ulla gemisi ve son olarak da Aliağa da ki gemi söküm tesisleri yürütülen kampanyadaki çalışmalarımız. Burada amaç Türkiye’nin yasal yapısını, yönetmeliklerini güçlendirmek,  hem de Türkiye’nin başına bu tür vakaların gelmemesi için çalışmak. Bu tür vakalar meydana geldiğinde ulusal ve uluslar arası platformda taşıyıp gündeme getirip yetkili birimlerle işbirliğine girerek yapılanmayı oluşturmaya çalışıyoruz.

 

Nasıl yani? Türkiye bu konuda sözleşmelere imza atmış ise sözleşmelere uyması gerekmez mi?

Bürokrasi ağır işliyor. Bugün Ulla gemisinin geldiği noktadan belli. Biz bu yavaş gelişimi hızlandırmak için mücadele veriyoruz. Örneğin İtalyan atıkları 18 yıllık bir olay. Bütün kanıtlar ortaya çıkmış olmasına karşın hiçbir ilerleme kaydedilemedi. Bulunan variller iki depoda saklandı. Biz o tarihten beri başlattığımız çalışmaları,  raporları toparladık,  Hükümetlere sunduk. Baser anlaşması çerçevesinde taşıdık.  2002 de ilk kez toplantılar yapıldı yavaş dahi olsa bir çalışma yaptırmayı başardık. Bu işin takipçisi olmasaydık. Geldiğimiz noktalara ulaşılamazdı.

 

Türkiye’de atık sorunu var mı? Varsa çözüm yolu geliştirildi mi?

 Tehlikeli olarak gördüğümüz Kimyasalların ana kaynaklarında atık yakma tesisleri ile dioksin bunların en tehlikeli kaynakları. Türkiye de atık sorununa yakma teknolojisi ile değil,  temiz üretim ile yapılması çalışmasını yürütüyoruz. Ne yapıyoruz. Temiz üretim yöntemi. Yakmanın zararlarını kanıtlayan bilimsel çalışmalar raporlamalar yapıyoruz.

 

Yaptığınız Eylemlerle dünya çapında ses getiriyorsunuz. Eylemlerinizle ilgili neler söyleyeceksiniz?

Evet, bizim eylemci tarafımızda var. Eylemlerle işlenen suça tanıklık etme mantığı ile yola çıkarak kampanyayı herkese duyurmaya çalışıyoruz. Bir bilimsel temele dayanan kampanyaları eylemci kişilikle yürütmeye çalışıyoruz. Yapılan eylemler dünya çapında duyurarak kamuoyu oluşturup sorunlara çözüm yolu arıyoruz. Örneğin Ulla gemisinin burada dört yıldır durması da suçtur. Herkese doğru bilgiler ulaştırmak uluslar arası platforma taşıyarak konuyu anlatmaya çalışıyoruz. Buda yapılan bilimsel çalışmaları yanı sıra eylemlerle gerçekleştiriliyor.

 

Yaptığınız eylemlerde suç işlemiş olmuyor musunuz? Bu konuda nasıl cezalara çarptırılmıyorsunuz?

Hukuksal boyuta baktığınızda her ülkede haklar farklı. Türkiye’ de demokratik haklarımızı kullanarak yapıyoruz.  Çevreden gücümüzü alıyoruz. Sağlıklı çevrede yaşama hakkınızı kullanıyorsunuz. Çevreye mala, insanlara zarar vermeden eylem yapıyoruz. Suç işlediğimizi düşünsek te o tesise ve kişilere zarar verilmez. Asla ve asla şiddet kullanılmaz. Greenpeace üyeleri kendilerine şiddet uygulanırsa pasif direnişçi pozisyonundadır. Bizim amacımız verilen zararı göstermek.

Sanıyorum bu yüzden kullanılan yöntemlerin yaratıcılığı,  gündeme biraz daha kolay gelmesini sağlıyor. 30 yılın üzerinde dünyanın en eski ve güçlü çevre kuruluşu olduğundan,  dünyada güvenirliği var. İnsanlar Greenpeace eylemi denince mutlaka orada bir sorun vardır diye düşünürler.

 

Termik santrallerin kurulmasına tepki gösteriyorsunuz. Türkiye de ki tehlikenin boyutları nedir?

Türkiye de ağır sanayisi çok gelişmiş bir noktada değil. Bu nedenle gelecek için daha doğru ve olumlu adımlar atma şansı var. Daha çok KOBİ’ ler üzerine kurulu sanayiye sahip. Türkiye’nin dezavantajı ne pahasına olursa olsun endüstriyel gelişmeyi yapma mantığı ile çalışılması. Çevre ve insan sağlığına ne getirirse getirsin,  endüstri de geride kalmamalıyız.  Diye yaklaşırsanız bütün dünyada düzeltilmeye çalışılanları dikkate almaz iseniz ülkenizin atık çöplüğüne dönmesini engelleyemezsiniz.  Ne pahasına olursa olsun biz endüstrileşmeliyiz mantığı ile hareket ederseniz. yanlış hareket edersiniz.

 

Bu değindiğiniz noktalar çok önemli. Hükümet bu konuda bir şey yapmıyor mu bu gelişmeleri görmüyor mu?

Türkiye deki en büyük sorun bir denetim mekanizmasının olmaması Türkiye de sanayiye dayalı bir envanter çalışmasının olmaması. Türkiye de nerelerde kirlilik ne boyutlarda, çalışma olmayınca bakanlık ne önlemler alabiliyor. Çalışmasını da yapamıyor. Denetimsiz olunmasından dolayı sanayilerimizde ruhsatsız çalışan birçok işyeri var. Ve bu sanayilerdeki çalışan tesisler neler üretiyor,  atıkları var mı? Atıklarını nerelere boşaltıyorlar. Hiçbir bilgimiz yok. Ön görülen önlemlerde kirlilik önleme sistemleri arıtma tesisi filtre konulması gibi öneriler. Tehlikeyi kirliliği önlemede çözüm değil. Kapasitesini büyüttükçe ekonomik olarak arıtmayı da yapılmadığı için doğaya boşaltıyorsunuz.

 

Bu söyledikleriniz çok ciddi iddialar. Örnek verebilecek misiniz?

Tabi ki verebilirim. Yatağanda gördük. Filtre takıldı. Ama bugün orada yine aynı kirliliği çevreye ve insanlara verdiği zararları görüyoruz, yaşıyoruz.

Türkiye’de temiz enerji kaynaklarına yönelme var mı?

Türkiye de önemli olan politik olarak stratejik olarak sorunları nasıl çözebiliriz olmalı. Bakanlığın şuanda ne yazık ki olumlu çalışmaları yok.  Enerji sektörüne baktığımızda dünyada ne kadar kirli enerji, kirli teknolojiye var Türkiye yönlenmiş durumda. Bir petrol boru hattı, termik santral cenneti ve birde nükleer santral gündeme geldi. Temiz enerji kaynaklarının hiç birinden bahsedilmiyor. Rüzgar, güneş, diyokütle, kaynaklarından bahsedilmiyor. Kömür, petrol, nükleer den bahsediliyor. Bundan dolayı iyiye gitmiyoruz. Sanayi kesiminde de temiz üretim yapılacak bir durum yok her şey yenilebilir,  Atık kalmayacak gibi bir sistem yok. Bakanlığın ön gördüğü bir çalışma yok. Tehlikeli atık üretim yapmayın temiz üretim yapın demiyorlar. İs üretin biz atıkları yok edelim, yaklaşımıyla geliyorlar. Avrupa ülkeleri, kendi atıkları ve teknolojilerini satmak için bulunmaz bir fırsat Türkiye ye gönderiyorlar Türkiye de sesini çıkartmadığı için eski teknolojilerini satıyorlar yani strateji yanlışlığı var.

 

Peki, Türkiye bu kötü gidişten kurtulacak mı?

 Tamamen ulusal bir politikadır.  Siz göz yummak istemiyorsanız korumanızı yaparsınız kendi ülkenizi ve insanlarınızı korursunuz. Bakın AB eksik olmasına rağmen yinede bütün dünyaya baktığınız da en iyi standartlara sahip. Bir gerçek daha var ki, çifte standart Avrupa ülkeleri kendi bünyelerinde kuramadıkları teknolojiyi başka ülkelerde kuruyorlar. Asya, Afrika gibi ülkeler hem atık hem de teknoloji çöplüğü durumunda. Çin teknoloji çöplüğü durumunda. Kendi ülkelerinde yapmaya kalksalar maliyet ve yasalar engel olduğu için başka ülkelere götürüyorlar. Onun için insan hakları üzerinde çevre konusunda yapamıyorlar. Atık ticareti üzerinde çok ağır maddeler var. Onun için siz kendi ülkenizi korumak için kendiniz tedbir alırsanız korunursunuz. Şartları siz koyarsanız korumacı inisiyatif Türkiye nin elinde.

 

Baser Anlaşmasına Türkiye de taraf, tehlikeli atık ticaretine yasak var. Ama bakın Ulla gemisi gelmiş nasıl oluyor bu? Niye gemi gitmemiş?

AB ülkesi İspanya al yükünü götür diye söylemez. Siz kendiniz bu konuda kurallarınızı koyacaksınız.

Bakanlık Ulla yı nasıl çözeceklerine dair çözüm üretememiş. Dört yıldır beklediğine göre her an batacağı biliniyordu. Hükümet tedbir alamamış çözümsüz olarak batarsa kurtuluruz mantığı ile yaklaşmışlar diye düşünüyorum. Sorumsuzluk olayı ciddiyetle ele almamışlardır. İspanya 2001 yılında geri almak için kabul etmişti yazısı var. Ama bizimkiler Bakanlık İspanya kabul etmedi diyorlar. İnanılmaz bir şey ispanya kabul ediyor biz yok diyoruz.  Harakiri yapıyoruz. Bu cahilliktir. Çevre bakanlığı bu konulara ilgili olmayan kişilerden oluşmuştur. AB girmekten başka dertleri yok. Biz AB toplantılarına gidiyoruz çevre toplantılarına gitmiyoruz,  ödeneğimiz yok diyerek cevap veriyorlar. Bu gelişmeleri biz yaşadık.

 

Sivil toplum örgütleri dahil insanların çevreye olan duyarlılığı nasıl?

Türkiye de sivil toplum konusu ve çevreye duyarlılık yeni. Gönüllü şeylere alışılmışlık yok. Türkiye’nin önemli sorunları çevreden daha önde geliyor diye düşünüyorlar. Hatta en tehlikelisi gelişmenin bedeli diye düşünenler var. Zehirlenme,  kanser olmayı insanlar göze alıyorlar. Tepki gösterme alışkanlığı da insanlarımızın yok. Nasıl olsa bir sonuç çıkmaz düşüncesiyle. Sessiz kalıyorlar. Bunun nedeni vatandaşın sesine hükümetler duyarsız kalması. Bunun sonucunda bakanlığın yaptığı analizlere insanlar inanmıyor.

 

Eylemleriniz içersinde yaşadığınız. Hatta aklınıza geldiğinde güldüğünüz bir anınız var mı?

2001 yılında Kocaeli’nde İzdaş ta baca eylemimiz vardı. Sesimizi duyurmak için İki gece bacada kaldık. Bakanlıktan açıklama bekledik sonunda geldi. Jandarma, yiyeceklerimize kadar her şeyi almıştı. Bu arada bir cep telefonumuz vardı.  İlginç telefonlar gelmişti.  Bizimle birlikte aşağıda ateş yakıp bekleyen, köylerden telefon edip destek verenlerin yanı sıra inşallah bacanın içine düşersiniz diye de telefon geldi. Ayrıca Ali Kahya köyünün ateş yakıp bizimle nöbet tutması bizim için bacadan seyredilen güzel bir manzaraydı. Şimdi bu insanlar mahkemelerde tesisin kapatılması için uğraşmaya devam ediyorlar.

 

Greenpeace Akdeniz Sorumlusu Banu Dökmecibaşı ile güzel bir sohbetimiz oldu. Banu Dökmecibaşı’ na ve binlerce gönüllülerine güzel, temiz bir çevre de yaşamak için tehlikeli atıklarla mücadelelerinde başarılarının devamını diliyorum.

Arkadaşına Gönder   Yazdır
  Pegem
Pegem
Ercan Gida