Özel İskenderun Gelişim Hastanesi ve Başkent Üniversitesi işbirliğinde yeniden düzenlenen radyoterapi merkezi hakkında ve yaşanan gelişmeler hakkında Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Cem Önal’la bir sohbet gerçekleştirdik. Önal, tüm hastalıklarda olduğu gibi kanser tedavisinde, erken teşhisin insan hayatında ne kadar önemli olduğunu söyledi.

 

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Antakya’da dünyaya geldim. İlk, orta ve lise eğitimini Antakya’da aldıktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi (İngilizce)’ nde 6 yıllık tıp eğitimimi bitirdim. Uzmanlık eğitimini de Hacettepe Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı’nda aldım. Çok kısa süre Ankara Üniversitesi’nde çalıştıktan sonra, şu anda halen çalışmakta olduğum Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı’na kurucu hekim olarak başladım. Uzman hekim olarak başladığım bu merkezde; 2011 yılında Doçent, 2016 yılında da Profesör kadrosuna atandım. Adana’daki radyoterapi merkezini 2006 yılında kurduktan sonra, çok kısa sürede Adana’da radyoterapi hizmet kalitesinde artış yarattık. En nihayetinde 2017 yılında da Özel İskenderun Gelişim Hastanesi bünyesinde, Başkent Üniversitesi adına radyoterapi uygulamalarına başladık.

 

Kanser tedavisinde Radyasyon Onkolojisi’nin yeri nedir?

Kanser tedavisi, sanıldığı kadar kolay bir tedavi değildir. Sadece tedavi aşamasında değil, tanı konma sırasında ve tedavi sonrası izlemde birden fazla bölümün dâhil olması gereken, yani multidisipliner yaklaşımın şart olduğu tedavi yöntemidir. Kanser tedavisinde üç ana yöntem bulunmaktadır: Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi. Radyasyon Onkolojisi, kanser tedavisindeki esas üç yaklaşımdan biri olan radyoterapiyi uygulayan bölümdür. Bu tedavi yönteminde amaç, cerrahi sonrası tümör yatağına ve/veya riskli bölgelere yüksek doz radyasyon vererek bölgesel yineleme riskini azaltmaktır. Bir diğer uygulama yöntemi ise cerrahi yapılmayan veya yapılamayan hastalarda tümörü küçültmek veya tamamıyla yok etmek suretiyle hastalığı kontrol altına almaktır. Bazı durumlarda da cerrahi öncesi radyoterapi uygulanmaktadır. Bu yaklaşımdaki amaç ise, hastalığı küçülterek cerrahiyi kolaylaştırmak ve cerrahi başarısını arttırmaktır. Bahsettiğim küratif yaklaşımların yanı sıra, özellikle yaygın hastalığı olan hastalarda, yaşam kalitesini arttırmak ve yaşam süresini uzatmak amacıyla da palyatif uygulamalar da yapılabilmektedir. Radyoterapideki teknolojik ilerlemelere paralel olarak daha etkili tedaviler neticesinde de kanser hastalarında daha iyi sonuçlar elde edilebilmekte olup hastaların daha kaliteli ve daha uzun süreli yaşamaları sağlanabilmektedir.

 

Hangi hastalara radyoterapi uygulanmaktadır?

Radyoterapi alması gereken hastalar, Radyasyon Onkolojisi hekimi tarafından detaylı olarak patoloji raporları, tetkikleri incelendikten sonra fizik muayeneleri yapılarak değerlendirilmelidir. Radyoterapi endikasyonları hastalığa ve hastalara göre konulmalıdır. En önemli husus her hastanın tedavisi aynı değildir. Tanı konduktan sonra tedavi süreci multidisipliner yaklaşımla planlanmalıdır. Hangi hastaya kemoterapi verilecek, ne zaman cerrahi yapılacak, radyoterapi ile birlikte eş zamanlı ilaç kullanılacak mı ve benzeri sorular cevaplandıktan sonra tedavi sürecine başlanmalıdır. Kanser tedavisi uygulanan bir merkezde mutlaka ‘Onkoloji Konseyi’ olmalıdır. Bu konseylerde tedavi süreci tartışılıp hastaya en uygun tedavi yöntemi belirlenir.

 

Radyoterapinin yan etkileri var mı?

Aslında radyoterapi hakkında hastalar ve hekimler tam bir bilgiye sahip değildir. Bu nedenle yanlış yönlendirmelerle maalesef çok sık karşılaşmaktayız. Bunu aşabilmek için her hastaya tedavi öncesi uygulanacak tedavi hakkında ilgili hekim tarafından çok detaylı bilgi verilmelidir. Ne tür etki ve ne tür yan etkilerle karşılaşabiliriz, nasıl tedavi edilebilir, gibi sorulara sabırla ve itinayla cevap verilmelidir. Özellikle meslektaşlarımızın radyoterapi hakkında yanlış yönlendirmelerden uzak durması da gerekmektedir. Radyoterapi lokal bir tedavi olduğundan dolayı, tedavi uygulanan bölgelerde genellikle yan etkiler görülmektedir. Mesela meme hastalarında ciltte kızarıklık veya ağrı, prostat hastalarında idrar yapmada sıklık ve zorlanma, baş boyun hastalarında yutma güçlüğü gibi yan etkileri sık görmekteyiz. Ancak tedavi sırasında görülen yan etkimelerin çok büyük kısmı, tedavi sonrasında kaybolmaktadır. Kalıcı yan etki çok az görülmektedir. Bir diğer önemli husus ise, radyoterapi ile eş zamanlı kullanılan ilaçlar etkiyi arttırırken, yan etkileri de bir miktar arttırabilmektedir. Bu konu hakkında da hastaya bilgi verilmesi gerekmektedir.

 

Radyoterapi uygulamalarında teknolojik anlamda tam olarak neredeyiz?

Özellikle son yıllarda radyoterapi uygulamalarında çok hızlı bir atılım gözlenmiştir. Bunun sebebi ülkemizin sağlık politikası, tam teşekküllü hastaneler ve eğitim araştırma hastanelerinde yeni teknolojili cihazların kullanılması ve en önemlisi hastanın bu tedaviye ihtiyaç duymasıdır. Bu ilerlemede en önemli iki parametre eğitim ve rekabettir. Kanser tedavisinde yenilikleri takip etmek gerekmektedir, yani hekimin devamlı kendisi eğitmesi ve bilgilerini tazelemesi gerekmektedir. İkinci önemli parametre is rekabettir. Rekabet olmayan yerde aldatma olur, yanlış uygulamalar olur ve usulsüz işlemler olur. Maalesef, günümüzde hala hastalar aldatılmaktadır. Bütün bunların önüne geçebilmek ve vicdani sorumlulukları yerine getirebilmek için daha iyi tedavi yapabilmek için yoğun bir şekilde çalışılması gerekmektedir. Başkent Üniversitesi olarak Adana’daki merkezimizde şu anda her türlü radyoterapi uygulayabilecek teknik donanım ve tecrübeli ekip bulunmaktadır. Türkiye ve Avrupa’nın sayılı radyoterapi merkezlerinde birisi haline gelmiştir. Adana’da uygulamakta olduğumuz kaliteli radyoterapi hizmetini bölgemize getirerek hastaların çok daha iyi ve etkili tedaviler almasını sağlamak ve diğer merkezlerde karşılaşılan mağduriyetlerini ortadan kaldırmak amacıyla bu projemizi hayata geçirdik.

 

Başkent,  İskenderun Gelişim Hastanesi işbirliğinde, nasıl bir hizmet verilmektedir?

Hatay bölgesindeki kanser tedavisinde çok ciddi eksiklikler bulunmaktaydı. Hastaların büyük bir kısmı başka illere tedavi almak için gitmekteydi. Bu yöntem, hastalara ciddi yorgunluk ve maddi külfet getirmekteydi. Bizim bu projedeki en büyük amacımız, bu bölgede eksikliğini hissettiğimiz kaliteli tedaviyi, hastanın yaşadığı şehre getirmekti. Bu amaçla Şubat ayından itibaren, Özel İskenderun Gelişim Hastanesi ve Başkent Üniversitesi işbirliği ile bu bölgede çok daha kaliteli radyoterapi hizmeti vermeye başladık. İlk iş olarak, bu bölgedeki en yüksek teknolojiye sahip yeni bir radyoterapi cihazı alındı ve yaklaşık 1 ay içeresinde kurularak hasta alımına başlandı. Aslında bu tedavide en önemli araç radyoterapi cihazı değildir. Onu kullanacak ve planlayacak tecrübeli ve bilgili hekimler, fizik mühendisleri ve teknikerler de gerekmektedir. Adana’daki merkezimiz ile İskenderun’daki merkezimiz daima iletişim halinde olup, hastaların tedavileri Adana’daki tecrübeli ekip tarafından yakından incelenmektedir.

 

Erken teşhis kanserle mücadelede önemli dediniz neden?

Benim her yerde kullandığım ve çok sevdiğim bir slogan var: ‘Erken teşhis hayat kurtarır...’ Çoğu kanserlerde tedavi başarısını belirleyen en önemli faktör hastalığın evresidir. Yani hastalığı ne kadar erken evrede tespit edersek, başarı şansımız oldukça artmaktadır. Son yıllarda tarama programları ve hastaların bilinçli hale gelmesi ile erken evrede yakalanan ve tedavi edilen hastalarda çok ciddi artış görülmektedir. Burada önemli olan bir diğer parametre ise bireyin kansere yakalanma riskini azaltmasıdır. Bu konu hakkında çok fazla bilgi kirliliği mevcut. Televizyon programlarında, gazete ve internette bilimsel dayandığı olmayan çok fazla gereksiz şeylerden bahsedilmektedir. Bunları kulak asılmaması gerekmektedir. Kanserden korunmanın en önemli iki yöntemi sigara kullanmamak ve spor yapmaktır. 

 

Bölgemizde hangi tür kanser gruplarıyla karşılaşmaktasınız?

Bölgemizde Türkiye ve Dünya istatistiğinden farklı bir kanser dağılımı bulunmamaktadır. Bu bölgede görülen en sık kanser türleri; akciğer kanseri, meme kanseri ve prostat kanseridir. Sadece farklı olarak, özellikle Türkiye’nin güney bölgesinde daha fazla kırmızı et tüketimine bağlı olarak barsak ve hepatobilyer (karaciğer ve safra yolları) kanserler biraz daha fazla görülmekledir.

 

Son olarak sizin söylemek istedikleriniz?

Öncelikle sizlere böyle bir röportaj imkânı sunduğunuz için teşekkür ediyorum. Bu bölgede eksikliğini doldurduğumuz ve daha iyiye gideceğine inandığım ve uzun süreden beri hayalini kurduğum bu projenin gerçekleşmesi benim için son derece mutluluk vericidir. Bu projenin hayata geçmesini sağlayan başta Kurucu Rektörümüz Sayın Prof. Dr. Mehmet Haberal ve Özel İskenderun Gelişim Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Metin Yıldız olmak üzere; emeği geçen herkese hem kendim adıma, hem de Hatay halkı adına sonsuz teşekkür etmek istiyorum. Daha çok çalışarak bu bölgenin kanser tedavisini daha iyi hale getirmek bizim esas görevimizdir.

 

Sevgili Hocam güzel bir sohbet oldu. Zaman ayırdığınız için size teşekkür ediyorum. Size ve ekibinize çalışmalarınızda başarılar temenni ediyorum.