Bir çağ düşün…
İnsanlar mutlu olmaktan çok mutlu görünmeye,
iyi olmaktan çok başarılı görünmeye çalışıyor.
Artık mesele gerçekten ne yaşadığımız değil, dışarıdan nasıl göründüğümüz.
Bir şey hissetmemiz gerekmiyor, paylaşmamız yetiyor.
Derin olmamız gerekmiyor, parlak olmamız yeterli.
Ama şunu fark ediyor musun?
Başarı gösterisi arttıkça, insanın içi daha da boşalıyor.
Herkes güçlü, herkes yoğun, herkes “harika”.
Ama kimse yorgun değilmiş gibi davranıyor.
Kimse kırılmamış, kimse yanılmamış, kimse kaybolmamış gibi.
Oysa insan dediğin şey biraz da kaybolmaktır.
Bazen yanlış yapmaktır.
Bazen durup “Ben ne yaşıyorum?” diye sormaktır.
Biz bu soruyu sormayı bıraktık.
Onun yerine şunu sorduk:
“Başkaları beni nasıl görüyor?”
İyi biri olmak sessizdir.
Gösterisi yoktur.
Alkış almaz.
Ama iz bırakır.
Başarılı görünmek ise gürültülüdür.
Parlar, parlar…
Ama çoğu zaman içi boştur.
Birine gerçekten iyi davrandığında kimse görmez belki.
Ama o insanın hayatında bir cümle, bir iz, bir durak olursun.
İşte gerçek başarı biraz da budur.
Belki bu yüzden bu kadar yoruluyoruz.
Çünkü rol yapıyoruz.
Çünkü vitrin taşıyoruz.
Çünkü içimizdekiyle dışımız arasındaki mesafe açıldı.
O mesafe açıldıkça insan kendine yabancılaşıyor.
Ben şuna inanıyorum:
İyi olmak, başarılı görünmekten daha cesur bir iştir.
Çünkü iyi olmak, kimsenin alkışlamadığı bir sahnede de doğru kalabilmektir.
Ve belki de bu çağda en büyük devrim,
başarılı görünmekten vazgeçip
iyi kalmayı seçmektir.
Kendiniz için yaşamanız dileğiyle, hoşça kalın