Eskiden çocuklar sıkılırdı.
Camdan dışarı bakar, bulutlara şekil verirdi. Bir dal parçasından kılıç, bir karton kutudan ev yapardı. Çünkü can sıkıntısı, hayal gücünün kapısını aralardı.
Bugün ise çocukların sıkılmasına bile izin vermiyoruz.
Canı sıkıldığı anda eline bir telefon, bir tablet, bir ekran veriyoruz. Sessizleşiyor ama düşünmüyor. Oyalanıyor ama üretmiyor. Eğleniyor gibi görünüyor ama aslında tüketiyor.
Çocuk yetiştirirken en büyük hatalar tabi ki iyi niyetle yapılır. “Sıkılmasın.” derken, hayal kurmasını elinden alıyoruz.
Oysa insanın en yaratıcı fikirleri, zihninin boş kaldığı anlarda doğar. Sürekli uyarılan bir beyin, bir süre sonra düşünmeyi değil, sadece tüketmeyi öğrenir.
Aslında geleceğin en büyük yoksulluğu hayal gücü yoksulluğu olacak.
Çocuklara her şeyi vermeye çalışıyoruz ama en değerli şeyi vermeyi unutuyoruz: Kendi başlarına kalabilecekleri birkaç sessiz dakika…
Bence bir çocuğa verebileceğiniz en büyük hediye, onu ekransız bırakmaktır.
Çünkü sıkılabilen çocuk, düşünebilir.
Düşünebilen çocuk ise yarının dünyasını değiştirebilir.
Haftaya görüşmek dileğiyle, sevgiyle kalın, hoşçakalın.