Grönland’ın Buzları Erirken Dünyanın Vicdanı da mı Eriyor?

Bir ülkenin başka bir ülkenin toprağını istemesi artık yalnızca tarih kitaplarında okuyacağımız bir mesele değil.

Dünyanın en güçlü devletlerinden birinin başındaki Donald Trump, Grönland’ın Amerika Birleşik Devletleri’nin kontrolünde olması gerektiğini söylüyor. Daha da çarpıcısı, bu talebi Nobel Barış Ödülü tartışmasıyla aynı cümlede buluşturuyor.

Trump, Nobel Barış Ödülü’nü alamamasının ardından Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’ye gönderdiği mesajda artık “salt barışı düşünmek” konusunda kendisini eskisi kadar bağlı hissetmediğini söyleyerek Grönland’ın “tam ve mutlak kontrolünü” istediğini ifade etmişti. (The Guardian⁠)

İşte insanın burada durup sorması gerekiyor:

Barış ödülü ile toprak talebi nasıl aynı cümlenin içine sığabiliyor?

Çünkü mesele artık “Amerika Grönland’ı satın alabilir mi?” meselesi değil.

Mesele, dünyada gücün sınırlarının yeniden çizilip çizilmediği.

Grönland neden bu kadar önemli?

Çünkü Grönland yalnızca buzdan ibaret değil.

Kuzey Kutbu’nun stratejik konumu, Rusya ve Çin’in bölgede artan ilgisi, askerî ulaşım yolları ve yeraltı kaynakları nedeniyle ada giderek küresel güç mücadelesinin merkezlerinden birine dönüşüyor.

NATO da Arktik bölgedeki güvenliği güçlendirmek için Arctic Sentry faaliyetini başlattı. Norveç ise Rusya sınırındaki Arktik askerî kapasitesini artırıyor.

Dahası, Grönland’daki petrol kaynakları da yeniden gündemde. Trump çevresiyle bağlantılı bir Amerikan enerji şirketinin bölgede sondaj girişimi, Grönland yönetiminin çevresel ve izin gerekçeleriyle engellendi. (The Guardian⁠)

Yani buzların altında yalnızca petrol değil, dünyanın geleceğine ilişkin büyük bir güç hesabı yatıyor.

Bir zamanlar ülkeler toprak kazanmak için savaşırdı.

Şimdi aynı mücadeleyi “güvenlik”, “stratejik çıkar”, “kaynaklar” ve “jeopolitik zorunluluk” kelimeleriyle mi anlatıyoruz?

Bir de sosyal medyanın başka bir yüzü var.

Paylaşılan bir videoda Danimarka Parlamentosu’nun Trump’ın Grönland açıklamasına kahkahalarla tepki verdiği izlenimi oluşturuluyor.

Oysa görüntü Trump’ın açıklamalarına ait değil.

Yani bugün yalnızca topraklar değil, gerçekler de savaş alanına dönüşmüş durumda.

Bir video kesiliyor.

Başına yeni bir başlık ekleniyor.

Başka bir olayla ilişkilendiriliyor.

Ve milyonlarca insan hiç yaşanmamış bir olayı yaşanmış sanabiliyor.

Fakat videonun yanıltıcı olması, Grönland meselesinin gerçekliğini değiştirmiyor.

Çünkü ortada gerçek bir egemenlik tartışması var.

Ve dünyanın başka yerlerinde de benzer tartışmalar sürüyor.

Ukrayna’da savaşın nasıl sona ereceği hâlâ belirsiz.

Gazze’de ateşkes tartışmaları sürerken insani kriz devam ediyor.

Tayvan çevresinde askerî gerilim yükseliyor.

Kuzey Kutbu’nda NATO ve Rusya arasındaki güvenlik hesapları sertleşiyor.

Haritaya baktığınızda birbirinden çok uzak bölgeler görüyorsunuz.

Ama hepsinin altında aynı kelimeler yatıyor:

Toprak. Güç. Güvenlik. Kaynak. Egemenlik.

Aslında korkmamız gereken yalnızca yeni bir savaşın çıkması değil.

Savaşa alışmak.

Bir ülkenin başka bir ülkenin toprağını istemesi sıradanlaşırsa…

Bir devletin sınırlarını zorlaması “stratejik hamle” diye yorumlanırsa…

Güçlü olanın istediğini alma hakkı olduğu düşüncesi normalleşirse…

O zaman hiçbir ülkenin sınırı gerçekten güvende değildir.

Nobel Barış Ödülü’nün anlamı da tam burada önem kazanıyor.

Barış, başkasının iradesini yok sayarak elde edilen bir zafer değildir.

Barış, güçlü olanın istediğini kabul ettirmesi hiç değildir.

Barış, gücü elinde bulundurmayanın da söz hakkının olmasıdır.

Grönland’ın geleceği konuşulurken Grönlandlıların iradesi yok sayılıyorsa, aslında yalnızca bir ada tartışılmıyor.

Egemenliğin kendisi tartışılıyor.

Belki de Grönland, geleceğin dünyasının küçük bir modeli.

Buzlar eriyor.

Yeni yollar açılıyor.

Yeni kaynaklar önem kazanıyor.

Büyük güçler bölgeye bakıyor.

Ordular yeniden kuzeye yöneliyor.

Şirketler yeraltındaki zenginlikleri hesaplıyor.

Ve devletler güvenlik gerekçeleriyle sınırlarını yeniden tarif ediyor.

Grönland’ın buzları erirken dünyanın siyasi haritası da ısınıyor.

Fakat asıl soru şu:

Biz bu yeni dünyada gücün mü, hukukun mu yanında duracağız?

Çünkü bugün Grönland olabilir.

Yarın başka bir ülke.

Başka bir sınır.

Başka bir halk.

Ve eğer dünyada “güçlü olan istediğini alır” düşüncesi normalleşirse, yarın hiçbirimizin sınırının gerçekten güvende olduğundan emin olamayız.

Bana sorarsanız dünyanın bugün en çok ihtiyacı olan şey yeni topraklar, yeni silahlar ve yeni güç gösterileri değil.

**Biraz daha az güç tutkusu.

Biraz daha fazla hukuk.

Ve başkasının toprağına bakarken kendi vicdanımızı da hatırlamak.**

Çünkü bazen bir ülkeyi ele geçirmek için ordu göndermekle başlamazsınız.

Önce onun üzerinde hak iddia edersiniz.

Sonra bu iddiayı normalleştirirsiniz.

En sonunda da herkes bunun zaten böyle olması gerektiğine inanmaya başlar.

İşte gerçek tehlike budur.

Grönland yalnızca bir ada değildir.

Bugün Grönland’da sınanan şey, yarının dünyasında sınırların hâlâ bir anlamının olup olmayacağıdır.