Yaşam

Vitrin mi karakter mi?

Eskiden insanlar yaptıkları işle anılırdı, bugün ise kendilerini nasıl anlattıklarıyla. Başarı üretmekten çok, başarıyı sergilemek önem kazandı. Mütevazılık geri planda kaldı; görünür olmak, faydalı olmaktan daha değerli sayılıyor.

Ne acı ki artık herkes kendi hayatının alkışçısı. En küçük iyilik bile duyuruluyor, en sıradan başarı bile destan gibi anlatılıyor. İnsanlar başkalarının takdirini toplamak için yaşıyor. Alkış kesildiğinde ise geriye kocaman bir boşluk kalıyor.

Sosyal medya bunun en görünür örneği. Herkes mutlu, herkes başarılı, herkes kusursuz… Oysa perde kapandığında aynı insanlar yalnızlıkla, kaygıyla ve tatminsizlikle baş başa kalıyor. Çünkü beğeni, karakter inşa etmez; alkış, insanı değerli kılmaz.

Daha da düşündürücü olan şu: Eleştiriye tahammül azaldı. Kendini sürekli öven kişi, en küçük itirazı bile saldırı olarak görüyor. Oysa gelişmenin yolu, sürekli alkışlanmaktan değil, gerektiğinde eksiklerini görebilmekten geçer.

Toplum olarak sessizce tehlikeli bir alışkanlığa sürükleniyoruz. Herkes konuşuyor, herkes kendini pazarlıyor; ama kimse kendine şu soruyu sormuyor: “Ben gerçekten faydalı bir insan mıyım, yoksa sadece öyle görünmeye mi çalışıyorum?”

Unutmayalım ki meyve veren ağaç, dallarına “Ben meyve verdim.” diye tabela asmaz. Gölgesi yeter. Gerçek değer de böyledir; kendini ilan etmeye ihtiyaç duymaz.

Bana sorarsanız ; insanı büyüten alkış değil, karakterdir. Alkış biter, kalabalık dağılır, ışıklar söner. Geriye sadece insanın gerçek yüzü kalır.