Bir zamanlar insanlar gökyüzüne bakıp yağmurun duasını ederdi. Bugün ise gökyüzüne umutla değil, kuşkuyla bakıyor. Çünkü artık tartışılan sadece kuraklık, sel ya da sıcaklık rekorları değil; doğaya yön verme arzusu ve bu arzunun kimin elinde olduğu.

İnsanlık, tarih boyunca doğayı kontrol etmeye çalıştı. Nehirlerin yönü değiştirildi, ormanlar yok edildi, dağlar delindi. Şimdi ise gökyüzü de teknolojinin ulaşmaya çalıştığı son sınırlardan biri hâline geldi. İklim üzerinde etkili olabilecek yöntemler ve teknolojiler üzerine araştırmalar yapılıyor. Bu gelişmelerin amacı kimi zaman kuraklıkla mücadele, kimi zaman tarımsal verimliliği artırmak olarak açıklanıyor. Ancak her büyük güç gibi, bu teknolojilerin de kimlerin denetiminde olduğu ve nasıl kullanılacağı sorusu önemini koruyor.

Tarih bize gösterdi ki güç, sınır tanımadığında sadece doğayı değil, insanı da şekillendirmeye başlar.

Bugün dünya yalnızca iklim krizini konuşmuyor. Su kaynakları, tarım politikaları, tohumlar, gıda zinciri ve enerji üzerinde giderek artan bir güç yoğunlaşması yaşanıyor. Küresel ölçekte az sayıda aktörün bu alanlarda etkisinin artması, ekonomik olduğu kadar siyasi sonuçlar da doğuruyor. Çünkü gıdayı etkileyen, toplumların geleceğini de etkiler. Suya yön veren, üretimi de yönlendirebilir. Üretimi yönlendiren ise ülkelerin bağımsız karar alma kapasitesi üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir.

Özgürlük, düşünceyle korunur evet ama ekmekle, suyla, tohumla ve üretim gücüyle de korunur. Bir ülke kendi toprağında ne ekeceğine, kendi suyunu nasıl yöneteceğine ve kendi üreticisini nasıl koruyacağına özgürce karar veremiyorsa, bağımsızlığını sadece siyasi sınırlar üzerinden değerlendirmek yeterli değildir.

Asıl tehlike teknoloji değildir. Tehlike, teknolojinin denetimsiz güçle birleşmesidir. Bilim insanlığın ortak mirasıdır; ancak bilimin şeffaflıktan uzaklaştığı, hesap verebilirliğin zayıfladığı ve çıkar ilişkilerinin ön plana çıktığı her yerde toplumların soru sorma hakkı doğar. Bilime güvenmek ile gücü sorgulamak birbirine karşıt değil, birbirini tamamlayan iki demokratik tutumdur.

Benim aklıma şu soru sıklıkla geliyor: Geleceği kim inşa ediyor ve bu geleceğe kim karar veriyor?

Kazı Ekibi Vali Masatlı yı Ziyaret etti
Kazı Ekibi Vali Masatlı yı Ziyaret etti
İçeriği Görüntüle

Gökyüzü hiçbir şirketin, hiçbir devletin, hiçbir çıkar grubunun mülkü değildir. Yağmurun milliyeti, bulutların pasaportu yoktur. Doğa, bütün insanlığın ortak mirasıdır ve bu miras üzerinde alınan her karar, sadece bugünü değil gelecek nesilleri de ilgilendirir.

Gerçek ilerleme, doğaya hükmetmekte değil; onunla uyum içinde yaşamayı öğrenmektedir. Güç, denetlenmediğinde her zaman daha fazlasını ister. Bu yüzden bugün ihtiyacımız olan şey, korku değil sorgulayan akıl; kör inanç değil şeffaflık; teslimiyet değil, kamu yararını önceleyen ortak bir vicdandır.

Çünkü bir gün çocuklarımız bize yalnızca “İklim neden değişti?” diye sormayacak.

“Bu kadar önemli kararlar alınırken siz neden sessiz kaldınız?” diye soracaklar.

Sevgiyle kalın, hoşçakalın.